20 Haziran 451

KUVVETLER
Roma: 50,000. Komutan: Aetius
Hunlar: 50,000. Komutan: Attila

ÖNEMİ
Roma yenilgisi Hunların batıya daha fazla yayılmalarını engelledi ve iki yıl sonra Attila’nın imparatorluğunun çöküşünü hazırladı.

Savaş Öncesi

Avrupalıların Hun dediği Asyalı bu halk, büyük ihtimalle modern Çin’in Hsung-nu diye tanımladığı kavim olmalıdır. Kökenlerine dair çeşitli tezler olsa da kesin bir şey söylemek zor. Bölgedeki göçebe yaşam tarzına sahip Türk, Moğol, Tunguz ve Yenisey gibi halkların karışımı olan bir siyasi birlik oldukları düşüncesi günümüzde oldukça yaygın. Ancak ne Attila’nın ne de öteki komutanların etnisitelerini belirlemek çok zor.

Çin içlerine daha fazla yayılamamalarından ötürü Hunlar, yüzyıllar boyunca öteki ulusları önlerine katarak batıya göç ettiler. Aynı dil ailesindeki öteki halklar Finlandiya’ya kadar göç etmiş olabilir. Hunların önlerine katarak batıya sürdüğü halklar Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırladı. Hunlar geniş bir coğrafyaya yayıldılar ve temasa geçtikleri herkesle savaştılar ve mağlup edip onlardan vergi aldılar. 375 yılında Don Nehri’ni geçtikten sonra bu göçebelere “Hun” adı verildi. Onların bu bölgeye gelişi Alanlar, Gotlar ve öteki halklar üzerindeki baskıyı artırdı. 4. yüzyıl sonu ve 5. yüzyıl başları arasında Tuna’nun kuzeyi sınır olmak üzere günümüz Almanya’sının batısına kadar olan bölgeyi fethettiler.

Öncesinde İskitler ve sonrasında Moğollar gibi Hunlar da birbirine kanla bağlı göçebe süvarilerdi. Atları daha iyi otlatabilmek amacıyla küçük gruplar halinde gezerlerdi. 5. yüzyılda Rua başa geçene kadar bütün göçebeler tek bayrak altında birleşmemişti. Bunu Rua yaptı. 420 ve 430’larda birleşik Hun kuvvetlerini Doğu Roma İmparatorluğu’na, Gotlara ve öteki Balkan halklarına doğru sürdü. Doğu Roma İmparatoru II. Thedosius (408-450), bir ordusunu Hunlara kaybedince yıllık 160 kg altını vergi olarak vermeyi kabul etti.Rua 433 yılında ölünce yerini iki yeğeni aldı: Bleda ve Attila. Kısa bir süre için Hunlar çok az akın yaptı. Görünüşe göre kazançlarını emniyete almaya çalışıyorlardı ancak 441 senesinde Attila, şehirleri ve köyleri yağmaladığı büyük bir Güney Avrupa istilasına çıkmıştı. Bir yıllık ateşkesten sonra Hunlar tekrar saldırdı. İstihkamları kuvvetlendirilmiş büyük şehirleri atlayarak doğruca İstanbul’a ilerlediler. Başka bir yenilgi, Theodosius’un yıllık vergiyi 950 kilo altına çıkarmasına neden oldu. 445 yılında gücü paylaşmak istemeyen Attila, kardeşi Bleda’yı öldürdü. Artık tek lider kendisiydi. İstanbul’a yapılan son bir seferin ardından yüzünü Galya ve İtalya’ya çevirdi.

Batı Avrupa karışıklık içindeydi. Batı Roma İmparatoru III.Valentinian, Kuzey Afrika’da ilerleyen Vandal Kralı Gaiseric’in tehditleriyle karşı karşıyaydı. Vizigot Kralı Theodoric de Güney Fransa’yı yönetiyordu ve aynı zamanda Vandallara karşı düşmanca bir tutum içindeydi. Çünkü kızıyla evli olan Gaiseric’in oğlu bu evliliği iptal ettirmiş, daha sonra kızını sakatlayıp babasına geri yollamıştı. Attila ikili oynayarak bu rakipleri tek seferde yenmeyi planlıyordu. Dahası, bunu Batı Avrupa’yı yağmalamasına bir özür olarak Valentinian’ın kız kardeşi Honoria’ya sunmak istiyordu. Attila’dan yıllar önce yardım istemişti. Attila bunu evlilik şartıyla kabul etti ki bu Batı Roma’nın yarısını çeyiz olarak almak demekti. İstilasına daha fazla sebep bulma adına Ripaurian Frankları arasındaki bir taht kavgasına karıştı. Taraflardan biri Attila’dan, diğeri Roma ordusunun komutanın Aetius’dan yardım istiyordu. Aetius Galya’daki çeşitli kabileler üzerine defalarca sefere çıkmıştı ancak gençlik dönemi Rua’nın maiyetinde Hunlar arasında geçmişti. Attila muhtemelen eski dostunun kendisine karşı savaşmayacağını düşünüyordu ancak Aetius, öteki tarafa söz verdiğini Attila’ya bildirdi.

451 yılında Attila, İstanbul’daki yeni imparator Marcian’ın yıllık vergiyi artık ödemeyeceği haberini almıştı. Hunlar derhal İstanbul’a ve Ravenna’ya birer heyet yollayarak altın talebinde bulundular. Frank prenslerinden biri Ren Nehri’nden rahatça geçiş izni verince Attila, Marcian’ın icabına daha sonra bakabileceğini düşünerek ordusunu ilerletti. Attila’nın ordusu Kuzey Avrupa’daki çeşitli kabilelerden kuvvetler barındırıyordu ancak tam olarak kaç kişiden oluştuklarını söylemek imkansız. Çağdaş kaynaklar 500,000 dese de modern tarihçiler sayının 100,000’den daha fazla olmadığını düşünüyor. En mantıklı sayılar ise 30,000-50,000 arasında değişiyor.

Savaş

451 baharında, Attila ve ordusu Ren Nehri’ni geniş bir hat boyunca geçti. Sol kanadı Metz’e doğru Moselle Nehri boyunca ilerledi, merkez Paris ve daha sonra Orléans’a ve sağ kanadı da Arras’a doğru ilerledi. Karşılaştıkları tüm köyleri ve şehirleri yağmaladılar. Paris ise kurtuldu. Efsaneye göre dua edenler arasında genç bir kız halkı cesaretlendirmişti, bu kız daha sonra Azize Genevieve olarak şad edildi. Mayıs’ta Attila, Orléans’ı kuşattı. Alan kralı Sangiban 442’de Aetiues’a yenildikten sonra Orléans civarında konuşlanmıştı ve Attila’ya şehri teslim alacağına dair söz vermişti. Bunu duyan Aetiues şehre doğru ilerledi.

Aetius’un asker toplama konusunda fazla zamanı yoktu. Galya’da 30 yıl boyunca tüm seferlerinde geneli Hunlar olmak üzere yabancı askerler tutmuştu. Bu paralı askerler Attila’ya katılmak üzere onu terketmişlerdi, bunun üzerine Aetiues asker bulabilmek maksadıyla her türlü rüşveti verdi. Attila’yı en büyük düşmanı olarak gören Theodoric ona katıldı. Sangiban da Aetius’u hiç sevmese de zamanında Attila ile uzlaşamadığı için isteksizce Aetius’a katıldı. Çağdaş kaynaklar, Orléans psikoposu Anianus’un Aetius’a şehrin 14 Haziran’dan sonra muhtemelen düşeceğini anlattığı bir mektup gönderdiğini yazar. O sırada Hunlar da Orléans duvarlarında gedik açmak üzeredir. Aetius’un ordusunun yaklaştığı haberi alınınca Attila kuşatmayı kaldırıp kuzeye çekildi ve uzakta bulunan sağ ve sol kanatlarına merkeze katılmaları için haber yolladı. Geri çekilişini kollamak üzere Seine Nehri’nde Gepidleri bıraktı ancak Aetius bir gece taarruzuyla 15,000 Gepid askerini kılıçtan geçirdi.Attila, sağ kanadı boyunca Marne Nehri’nin geçtiği geniş bir düzlük seçmişti. Savaş alanı bugün tam olarak bilinmese de çağdaş kaynaklar bölgeyi Katalunya Ovası olarak adlandırmaktadır. Bu bölgenin günümüz Fransa’sında Champagne bölgesinde bir yer olduğu düşünülmektedir. Hun lider ordusunu kuzeye yönlendirdi, merkezdeki Hun birliklerine kendi komuta ederken Ostrogotları Walamir komutası altında sol kanada, Gepidleri ve diğer kabileleri Ardaric komutası altında sağ kanada yerleştirdi. Aetius ise, Theodoric ve Vizigot askerlerini akrabaları olan Ostrogotların karşısına yerleştirirken kendisi Frank, Burgund ve diğer kabilelerle sol kanadı aldı. Sangiban ise Alan kuvvetleriyle merkezi tuttu. Sangiban’ın güvenilmezliği düşünüldüğüne bu riskli bir hareket gibi görünse de Aetius’un, onu Theodoric ile arasına alarak göz kulak olmak istediği anlaşılıyor.

Savaşın tarihi kesin değildir. Daha önceleri 20 Temmuz tarihi verilirken 27 Eylül tarihini veren tarihçiler de olmuştur. Vizigotların kaç kişi olduğu bilinmiyor ki Aetius’un komutası altındaki adamların sayısını tahmin etmek imkansız, ancak Vizigotlar ona katılmadan önce Romalı generalin 50,000 kadar adam toplayabileceği biliniyor. Savaş sabahı Hun sol kanadında ufak bir tepeyi almak amacıyla küçük bir çatışma yaşandı. Bu mücadeleyi Theodoric’in oğlu Thorismund kazandı ve tepeyi ele geçirdi. Attila merkezdeki bazı kuvvetlerini alarak sol kanattaki Ostrogotlara yardıma gitti ve öğle saatlerinde kalan Hun birliklerine Alanlara taarruza kalkılması yönünde emir verildi. Saşırtıcı bir şekilde Alanlar iyi iş çıkardılarve yoğun baskı altında yavaşça geri çekildiler. Aetius kendi kanadında Gepidlere karşı ufak bir ilerleme kaydetmişti. Sağ kanattaki Theodoric’in kuvetleri ise Ostrogotları püskürtmüş ve Attila’ya saldırmaya başlamışlardı. Attila’nın merkez kuvevtleri kanatlarından ayrılmıştı. Tehlikeyi gören Attila ana kampa  doğru geri çekilme emri verdi. Kamptayken üstün Hun okçuları Roma saldırılarını geri püskürtmeyi başarmıştı.
Savaştan sonraki saatlerde Aetius’un ordusundakiler karanlıktan dolayı yanılgıya düşmüşlerdi. Sabahın ilk ışıklarıyla iki taraf da önceki günün bilançosunu görmüş oldu ve iki taraf da bunu tekrarlamaya pek istekli değildi. Thorismund savaş sırasında babasının öldüğünü doğruladı ve derhal kendini yeni Vizigot kralı ilan etti. Güçlü Hun mevkilerine saldırmak yerine o ve Aetius kuşatmayı tercih etti. Hun kampından arasıra yeniden savaş teklifleri gelse de bunlar karşı tarafı psikolojik açıdan tahrik etme girişimleriydi çünkü Hunlar çok fazla adam kaybetmişti ve Attila yeniden savaşmak istemiyordu. Savaşa katılanların sayısı bilinmediği gibi kayıpların sayısı da bilinmiyor. Çağdaş kaynaklar 165,000 ile 300,000 arasında sayılar verse de bunlar bariz abartıdır.Sonuç

Aetius ve Thorismund düşmanı kuşatmayı kararlaştırmalarına rağmen Aetius kısa zamanda başka bir şey düşündü. Hunlar yenilip savunma pozisyonuna çekilse de Aetius muhtemel bir Thorismund tehlikesini düşünmeye başlamıştı. Kuvvetli ordusuyla büyük bir zafer kazanarak kendini kanıtlamıştı. Aetius ise çeşitli kabilelerden ve etnik gruplardan kurulu toplama bir orduya komuta ediyordu. Eğer Attila’yı tamamen yok ederse Thorismund ile aralarındaki ittifakı devam ettirmek için sebep kalır mıydı? Aetius, Thorismund’u tahtını korumak üzere eve dönmeye teşvik etti. Thorismund kuşatma hatlarında boşluk bırakarak savaş alanını terketmeye başladı. Bu boşluğa saldırmak yerine Attila bunun bir tuzak olduğunu düşündü düşmanın zayıf noktasından ve geri çekilişinden yararlanmak istedi. Ordusunu Ren boyunca yürüttü ancak Aetius takip etmedi. Fuller (A Military History of the Western World, vol. 1, s. 297) savaştan sonraki gece Attila ve Aetius’un buluşup iki tarafın yararına olacak bir anlaşma üzerinde çalıştıklarınaı iddia eder.

Chalons’daki yenilgi acıtsa da Attila henüz pes etmemişti.  Ertesi yıl 452’de bir kez daha Honoria ile evlenmek istedi ve bu sefer İtalya Yarımadası’nı istila etti. Önceki yıl Galya’da yaptıkları gibi büyük bir yıkıma yol açarak Alplerin güneyine indiler. Aetius onunla başa çıkacak kadar güçlü bir ordu toplayamamıştı ve İmparator Valentinian da Ravenna’dan Roma’ya gitmişti. Attila ile savaşmanın olanaksızlığını gören Valentinian pazarlık yapmayı denedi. Papa I. Leo’yu Attila ile pazarlık yapması için yolladı. İki taraf Mincio Nehri’nde karşılaştı. Görüşmede söylenenler kaydedilmedi ancak Attila ordusuyla birlikte hemen İtalya’dan ayrıldı. Muhtemelen Leo, yaşanan yıkım yüzünden bölgede büyük bir salgın başladığını ve Hun atlılarını besleyecek kadar çayır olmadığını söylemiş olabilir. Bunun yanında Doğu’nun İmparatoru Marcian’ın Attila’nın başkentine saldırmak amacıyla bir ordu gönderdiği haberi de Hun lideri ayrılmak konusunda ikna etmiş olabilir.

Chalons’daki yenilgi Attila’nın gücünü azaltmadı. İtalya’nın istilasını ise düşündüğü kadar büyük bir orduyla gerçekleştirememişti. Belki de geri çekilmesinin sebeplerinden biri de budur. Seferlerine devam etmeyi planlamasına rağmen 453’te öldü. Oğulları imparatorluğu paylaştı ve derhal aralarında mücadeleye girişerek babalarından miras kalan herşeyi yokettiler. Onlara tâbi kabileler bağımsızlıklarını ilan etti ve Gepidler de bugün yeri bilinmeyen Nedao Nehri’nde 454 yılında Hunları ağır bir yenilgiye uğratıp parçalanmalarını hızlandırdı. İki nesil boyunca bölgedeki Hunlar izole oldular ve bundan dolayı bölgeye Hungary (Macaristan) adı verildi.

Chalons Savaşı Hunların yayılmacılığını durdurup Attila’nın Batı Avrupa’yı hkimiyeti altına almasına engel oldu. Aetius’un kuvvetleri mağlup olsaydı Hunların karşısında durabilecek başka bir teşkilatlı toplum kalmayacaktı. Buna rağmen Batı Roma tamamen çökmekten kurtulamadı. Roma dağıldıktan sonra Cermen toplumu Latin mirasını yoketmek yerine sahiplendi. Böylece Avrupa, ortaçağ boyunca çeşitli Cermen kültürlerinin hakimiyeti altına girdi.

Attila’nın yenilgisi aynı zamanda Roma Katolik Kilisesi’ne Avrupa’nın başat politik gücü niteliğini de kazandırdı. Avrupalıların “Tanrının Kırbacı” diye nitelediği Attila, onları günahlarından ötürü cezalandırmaya gelmişti. Aetius her ne kadar onu durdursa da Papa Leo tarafından sürgüne gönderildi. Papalık’ın gücü bu tarihten itibaren hem dini alanda hem de siyasette çok önemli bir noktaya ulaştı. Paris ve Orleans’daki kahramanlar da tanrıdan kurtuluş isteyen insanlar değil miydi? İşte bütün bunlar hiçbir askeri gücü olmamasına rağmen Katolik Kilisesi’ni Avrupa’nın koruyucusu yapmış ve 16. yüzyılda Martin Luther ortaya çıkana dek gücüne meydan okuyan kimse olmamıştı.

Kaynak:

Davis, Paul. 100 Decisive Battles: From Ancient Times to the Present, Oxford University Press.

Categories: HARP TARİHİ

Leave a Reply


Twitter updates

No public Twitter messages.

Sponsors